New York da beş minare
Önce kendi kendime sordum. Neden “ New York da beş minare?” dedim belki de film karelerine yerleştirilmiş cemaat sayısı beş olduğu için olabilir. Ülkücüler, Mevleviler, nurcular, kadiriler ve Hizbullah. Neyse; Önce filmi zevkle izlediğimi belirtmek isterim. Olumsuz bulduğum veya eksik gördüğüm eleştiriye geçmeden önce, Türk sinemasının okyanus ötesine ulaşması, elbette sevindiricidir. Amerika ile gerek siyasi herek kültürel anlamda son atmış senden beri çok fazla mesafe kaydettik. Teksas Tomikslerden Amerika nın hürriyet mücadelesinde hep yanında olduk. Özellikle Kızılderililere karşı Yahudi simsarların ve Avrupa ip kaçkınlarının işgallerini destekledik. katillerinin yanında yer aldık. Çünkü onlar dünyaya ve tabi bize de Kızılderililere karşı verdikleri hürriyet mücadelesinde beyazların yani üstün ırk mensuplarının haklı davalarını anlattılar. Kızılderililer ise kafa kesen yol kesen insan derisi yüzen vahşi insanlar olarak tanıdık. Şimdi öyle olmadığını biliyoruz elbette. Film ile ne alakası var demeyin. Film Amerika ile kültürel iş birliğimizin tabi bir uzantısıdır. Bir taraftan global düşmanlarımız olan radikal İslamcılara karşı iş birliğimizin ürünü değil mi bu film.
Filmin ilk karelerine Hollywood yapımlarını aratmayacak bir görsel efektlerle radikal İslamcılara karşı girişile operasyonlarla girdik. Her ne kadar da Hizbullah konu edilse de Amerika’nın dünyaya pompaladığı İslam ve terör bir arada komposto ediliyor. Aslında kahramanlarımızın tepkisi de yok değil orada. Amerikalı polis şefinin Müslümanlara karşı ön yargısı ve sert tavrına karşılık “ Bizde Müslümansız” diyerek tepki konması yerinde bir mesaj.
Ülkücülerden bir kare gösterilmesinin anlamını anlamış değilim. Öyle bir kare ki seksen öncesi ülkücü yemini. Burada verilme istenilen mesaj nedir? Bir cemaat sadece bir karede senaryoda neden yer alır? Ülkücü hareket siyasi bir harekettir. Kuran ve bayrak üzerine yemin edilir. Elbette radikal bir duruştur bu. Kadirilerden bir kesit, Mevlevilerden bir kesit. Sanki ilk bakışta İslam dünyasının, özellikle Türkiye de ki farklı renklerini ve yollarını ön plana alıyor görüntüsü var. Filistin’e yardım ve destek adı altında senaryoda yer alan bu kareler beklide İslam dünyasındaki dayanışmayı kurgulamış olabilir. Birlik ve beraberlik mesajları da vermeyi düşünmüştür beklide senarist. Ancak filmin Pazar bulması ve izleyici oranını artırmak gibi bir kaygıda güdülmüş olabilir burada değil mi? Aksi halde bir tek karede bunların verilmesi ve filmin diğer taraflarında hiç ortaya çıkmadığı gibi, senaryonun herhangi bir tarafında da yer almıyorlar.Nitekim burada sırıtmış senaryo.
Hikâyeye göre; Bir tarafta bir polisin şahsi kan davası için bir kişiyi devlet tarafından kırmızı bültenle aranan adam haline getirmesi, diğer tarafta aranan adam, aranan adam olmamasına rağmen Amerika ya kaçarak orda irşat görevi yapan bir din âlimi hüviyetine girmesi ile başlıyor. Türk istihbaratı adamı deccal diye arıyor. Amerikan polisi ise terörist olarak tanımlıyor. Bu tarafı ile sanki Fetullah hocanın Amerika da bulunmasına vurgu yapılıyor gibi. Ama buna rağmen sıradan bir kaçak değil bu şahıs. Aynı zamanda Amerikan polisinin bile zor ele geçirebildiği, çevresinde ciddi anlamda koruyucu tebaası oluşmuş bir adam bu. Polisin evini basmasını rağmen namazını terk etmeyecek kadar dindar. Ancak hanımı halen Hıristiyan olan bu alim şahsın bu denli dindarlığına rağmen karısın n ve kızının başı açık. Kızı ve damadı aynı zamanda hem Hıristiyan hem de Müslüman. Öyle ya! Sabahleyin kilisede nikâh, akşama camide nikâh. Herhalde ılımlı İslam’ anlayışının altını kalın harflerle çizmemiz gerekiyor burada.
Allahın hoş görmediği fiilleri kim hoş görme yetkisine sahip acaba bu dünyada?
Neticede can alıcı nokta bana göre filmin sonuna doğru iyice şahsileşen ve drama edilen finali değil. Burada sahneler son derece güzel. Gerek bölgenin değer yargılarını ifade etmesi bakımından, gerek gelenek ve göreneklerini yhan sıtması bakımından tebrik edilecek kareler ve diyaloglar var. B
Ancak, hocanın Türkiye ye getirilmesinin arkasından deccalında eş zamanlı yakalanması. Hoca efendi, gerçek deccal ile komşu hücrede yan yana getirildiklerinde kısa fakat ilginç diyalog oluyor. Polis müdürüne karşı sözde deccal olan kişi bir ayet okuyor. Bu ayet; “ Din sadece Allahın oluncaya kadar savaşın” hükmü. Ama Amerika dan getirilen ve aynı zamanda idealize edilen ve aslında masum olan hoca, polis müdürünün yerine kendisi cevap veriyor. Allah resulünün hayatından örnek vererek cevap veriyor. Ne diyor Hocaefendi;” Allah resulü hayatının tüm zamanların da sadece iki ay savaşa gitti.” Diyor.
Dikkat ediyor musunuz? Deccal in fiili yanlış. Filmde deccala mal edilen cinayet görüntüleri zaten İslam hukukunun, Müslüman insanın vicdanının tasvip ettiği manzaralar değildir. Türkiye de Hizbullah adı altında işlenen cinayetlerde Mossad ın bir kolu tarafından işlenen cinayetlerdir. Hiçbir Müslüman düşmanı da olsa insanlara işkence yaparak öldürmez. Bunu ne vatan için yapar, ne Allah için yapabilir ne de Resulullah aşkına mümkündür. Ancak deccalın söylediği doğru. Çünkü okuduğu bir ayettir. Kainatın sonun a kadar Müslüman din Allahın dini oluncaya kadar yer yüzünden fitne kalkıncaya kadar savaşacaktır.
Diğer taraftan Hocanın da fiili doğru. Ama söylediği yanlış.
Hoca yanlış dedi çünkü Allah resulü sayısız savaşlara girdi çıktı. Sadece küçük gazveleri saymazsak; Uhud, Bedir ve Hendek savaşları küfre karşı verdiği, ve mübarek eline kılıcını alarak savaşın en çetin yerlerinde savaştığı ve mübarek kanının döküldüğü muteber tüm kaynaklarda geçer.
Tekrarda fayda var. Adı ister ılıman İslam olsun ister klimalı Müslüman olsun. Hiç kimse Allahın hoş görmediği fiilleri hoş görme yetkisine sahip değildir vesselam.
3 Ocak 2011 Pazartesi
müge anlı ile tatlı sert 500 program
Müge Anlı ile Tatlı Sert, 500 program
Bende son zamanlarda Atv de hafta içi her gün yayımlanan Tatlı Sert programına müdavim oldum. Müge anılın hazırlayıp sunduğu Tatlı sert programı yurdum insanlarının ruh portresini çiziyor adeta. Cehaletin, ahlaksızlığın, eğitimsizliğin, bilgisizliğin, hazımsızlığın daha da ve temel sebep olan ahlaksızlığın ülkemizde hangi boyutlara geldiğini birinci ağızdan dinleme imkânı buluyoruz. Acaba diyorum bu üniversitelerde kaç bilim adamı ilgileniyor bu programla. Kaç sosyolog, kaç psikolog, kaç pedagog, Kaç siyasi kaç eğitim bilimcisi ve uzmanı bu programları izleyerek ülkemiz insanlarının bu noktalara nasıl geldiğini, niçin geldiğini hangi süreçlerden bu hale geldiğimizin analizini bilimsel çalışmasını yapıyor acaba?
Her sabah kalktığım zaman bu gün izlemeyeceğim bu programı diyorum. En iğrenç cinayetlerden en alçak aile içi ilişkilere kadar aklımıza hayalimize gelmeyecek olaylara şahit oluyoruz. Bırakın TV karşısında toplum önünde konuşmayı, bire bir aile içinde bile konuşulmayacak sözler sarf ediliyor ekranlarda.
Evini terk eden kızların ardı arkası kesilmiyor. Çocuğu ile sokakta kalan annelerin, azarlana pazarlanan kadınların dramı, aldatılan kocaların içler acısı halleri yansıyor beyaz camdan evimin içindeki çocuklarıma. Çocuklarıma bu olayların yorumunu yapmak onlara izah etmek gereği ile her gün vaaz ediyorum evde. Birkaç çocuğu olduğu halde kocasından kaçarak başkasına kaçan kadınların iğrenç durumları, görüntüleri itibarı ile Anadolu’nun saygı duyulması gerek aile tiplemelerin rezilliği. Bunlar daha ekranlara yansıyanlar. Peki ya yansımayanlar. Müge anlının bu programı 500 ü bulmuş. Yani iki yılda 500 program. Acaba kaç kişi katıldı bu zamana kadar? Sadece bu programa kaç kişi müracaat etti?
Caydırıcılığı olmayan ceza suç işlenmesini engellemez. Bu ister aile içi eğitimde olsun, ister silahlı kuvvetler gibi disiplin ev talimin tavizsiz olması gereken yerde olsun, ister okulda ve isterse de toplum nizamını sağlamak amacı ile üretilen hukuk alanında olsun böyledir. Eğer bir kişinin aldığı ceza diğer kişileri caydırmıyorsa bu ceza hukuku bu eğitim müfredatı, aile içi eğitim modeli tartışılır. Hatta gelenek ve göreneklerimizde tartışılmalıdır. Zaman zaman programda da tartışılan ceza hukuku, oradakilerde isyan ettirecek duruma getiriyor. İdamlık kişilerin elerlini kollarını sallayarak sekiz on yıl sonra ceza evinden çıkmaları, çıkacak olmaları düşüncesi, hakkı gasp edilen, iğrenç saldırılara maruz kalan aileleri perişan ediyor. Acaba diyorum bu ülkeyi idare ettiklerini sanalar, başta parlamento olmak üzere, hukukçular, üniversiteler ne yapıyorlar? Bir önlem almayı düşünüyorlar mı?
Memleketin için için kaynayan yarası. Tüm pisliklerinin, acıların, ahlaksızlıklarının, zulümlerinin hunharca işlenen cinayetlerinin kaynayıp su yüzüne çıktığı bir program bu. Müge anlı hanımefendiyi tebrik ediyorum. Doğrusu bu programları yapıp geceleri rahat uyuduğuna inanamıyorum.
Bende son zamanlarda Atv de hafta içi her gün yayımlanan Tatlı Sert programına müdavim oldum. Müge anılın hazırlayıp sunduğu Tatlı sert programı yurdum insanlarının ruh portresini çiziyor adeta. Cehaletin, ahlaksızlığın, eğitimsizliğin, bilgisizliğin, hazımsızlığın daha da ve temel sebep olan ahlaksızlığın ülkemizde hangi boyutlara geldiğini birinci ağızdan dinleme imkânı buluyoruz. Acaba diyorum bu üniversitelerde kaç bilim adamı ilgileniyor bu programla. Kaç sosyolog, kaç psikolog, kaç pedagog, Kaç siyasi kaç eğitim bilimcisi ve uzmanı bu programları izleyerek ülkemiz insanlarının bu noktalara nasıl geldiğini, niçin geldiğini hangi süreçlerden bu hale geldiğimizin analizini bilimsel çalışmasını yapıyor acaba?
Her sabah kalktığım zaman bu gün izlemeyeceğim bu programı diyorum. En iğrenç cinayetlerden en alçak aile içi ilişkilere kadar aklımıza hayalimize gelmeyecek olaylara şahit oluyoruz. Bırakın TV karşısında toplum önünde konuşmayı, bire bir aile içinde bile konuşulmayacak sözler sarf ediliyor ekranlarda.
Evini terk eden kızların ardı arkası kesilmiyor. Çocuğu ile sokakta kalan annelerin, azarlana pazarlanan kadınların dramı, aldatılan kocaların içler acısı halleri yansıyor beyaz camdan evimin içindeki çocuklarıma. Çocuklarıma bu olayların yorumunu yapmak onlara izah etmek gereği ile her gün vaaz ediyorum evde. Birkaç çocuğu olduğu halde kocasından kaçarak başkasına kaçan kadınların iğrenç durumları, görüntüleri itibarı ile Anadolu’nun saygı duyulması gerek aile tiplemelerin rezilliği. Bunlar daha ekranlara yansıyanlar. Peki ya yansımayanlar. Müge anlının bu programı 500 ü bulmuş. Yani iki yılda 500 program. Acaba kaç kişi katıldı bu zamana kadar? Sadece bu programa kaç kişi müracaat etti?
Caydırıcılığı olmayan ceza suç işlenmesini engellemez. Bu ister aile içi eğitimde olsun, ister silahlı kuvvetler gibi disiplin ev talimin tavizsiz olması gereken yerde olsun, ister okulda ve isterse de toplum nizamını sağlamak amacı ile üretilen hukuk alanında olsun böyledir. Eğer bir kişinin aldığı ceza diğer kişileri caydırmıyorsa bu ceza hukuku bu eğitim müfredatı, aile içi eğitim modeli tartışılır. Hatta gelenek ve göreneklerimizde tartışılmalıdır. Zaman zaman programda da tartışılan ceza hukuku, oradakilerde isyan ettirecek duruma getiriyor. İdamlık kişilerin elerlini kollarını sallayarak sekiz on yıl sonra ceza evinden çıkmaları, çıkacak olmaları düşüncesi, hakkı gasp edilen, iğrenç saldırılara maruz kalan aileleri perişan ediyor. Acaba diyorum bu ülkeyi idare ettiklerini sanalar, başta parlamento olmak üzere, hukukçular, üniversiteler ne yapıyorlar? Bir önlem almayı düşünüyorlar mı?
Memleketin için için kaynayan yarası. Tüm pisliklerinin, acıların, ahlaksızlıklarının, zulümlerinin hunharca işlenen cinayetlerinin kaynayıp su yüzüne çıktığı bir program bu. Müge anlı hanımefendiyi tebrik ediyorum. Doğrusu bu programları yapıp geceleri rahat uyuduğuna inanamıyorum.
26 Aralık 2010 Pazar
Ve tanrı intihar etti hakkında DUYURU

Ve tanrı intihar etti;
Kitap hakkında
Bu kitap 1999 yılında yazılmaya başlandı. O sıralarda Kahramanmaraş’ta çıkarttığım gazete ve dergilerde kitapla ilgili reklam çalışmalarımda başladı. Bunu Kahramanmaraş ta beni tanıyan tüm arkadaşlarım bilirler. Önceki romanım olan “ Ruhların parmakları ” isimli roman ise 13 yılda tamamlandı. Bu iki eser gerek isim olarak gerekse muhteva olarak benim için sın derece önemlidir. Bir anlamda bu eserler benim hayat çizgimi gösterir.Hayata, hadiselere verdiğim değeri, eşya ve mekana verdiğim kıymet ölçüsü bu eserlerde yer alır. Bu sebeple okuyucularımın hassasiyetimi anlamlarını istirham ediyorum. Ama görüyorum ki daha eser çıkamadan birileri kitabın ismini alarak altına kıytırık şiirler yazıyorlar. Aslında kimsenin eseri için kıytırık demem. Sanata ve emeğe saygı duyarım. Ama bir başkasının ürettiği ismi alarak bunun altında başka şeyler yapan kişilere ne saygı duyarım ne de o kişinin sanatçı olduğuna inanırım. Şiire verdiği ismi benden çalan içeriğini de başka yerlerden çalar. Bu kişilerin baştan kıytırık olduğu, beleşçi olduğu, ortaya koydukları bu hezeyandan, dahası hırsızlıktan anlaşılır.
“ Ve tanrı intihar etti” ismi altında kim nerde ne kullanırsa kullansın. Bu orijinal kavram şahsıma aittir. Ben bunu ispat ederim. Ama eminim bu kişiler hırsızladıkları ismin kendilerine ait olduğunu ispat edemezler. En fazla iki yıldan beri kullanıyorlar bu ismi. Onunda sebebi bu isim Karakutu yayın evi tarafından internet ortamına atıldı reklam amaçlı. Bu kitap orada yayımlanacaktı. Ama naip olmadı bu zaman kaldı. İnternet ortamına düştüğünden sonra da birileri bu isimi kullanarak altına kıytırık şiir yazıp internete gönderiyor.
Bunu yapmayın. Sanata saygınız yoksa kendinize saygı duyun
19 Şubat 2010 Cuma
Firavun dönemi yaşıyoruz
Önce şöyle soralım. Hukuk baskı altında mı ?
Ergenekon dava sı açıldığından beri derin devlet, daha doğru ifade ile kendisine devlet süsü vererek karıştırmadık halt bırakmayan devlet içindeki üst düzey bürokrasi sürekli yaygara yaptı. Hukuk baskı altında ..
HSYK nın dün aldığı karar ile bir kere daha gördük ki Hukuk gerçekten baskı altında. Hem de ne baskı. Soruşturmanın ucu kendilerine yaklaştıkça hukuk paçavraya çevrilmeye devam ediyor
Hukuka güvem kalmazmış!
Sevsinler. Hukuka zaten güven kalmadı. Cumhuriyet kurulduğuna ve istiklal mahkemeleri tırpana dönüşmesinden bu yana zaten bu asil milletin hukuka güveni yoktu. Daha doğrusu bu hukuka güvensizliğin temeli devlet adına işlenen hukuk cinayetleri ile iyice sarsılmıştı.
Adnan menderes ve arkadaşları da hukuk şemsiyesi ile asıldı. Adına yasa dendi yargı dendi.
On iki eylülcülerde mahkeme kurdular. Sağdan soldan gençleri ipe gönderdiler adına hukuk dediler.
Yirmi sekiz Şubatta farklı bir hukuk ile binlerce insanı mağdur etti ve o yıllardan bu yana milyonları bulan meslek lisesi mezunların hakkını çiğnedi ama adına hukuk dediler.
Halende ediyorlar. Anlaşılmaz bir kin ve nefretle bu milletin değerlerine saldıran, hakaret eden bu hukuk camiası milletin başında demokrasin kılıcı gibi duruyor. Kim oldukları ne oldukları Millet tarafından bilinmez. Zaten kim ve ne oldukları da belirsiz. Bu dinsiz, milliyetsiz, kişiliksiz, kimliksiz, mezhepsiz ve meşrepsizler güruhu seksen seneden beri bürokrasiyi ellerinde tutuyorlar. Hukukçuda kendilerden general olacaklarda önceden belirli. Prof olacaklarda aynı deliğe işeyenlerden üst düzey bürokrasiye gelecek olanlarda. Hatta siyasi partilerin bile başına istedikleri kişiyi getirmekte mahirdirler. İlk defa rahatları kaçıyor. Kısaca yılanın kuyruğuna iyi basıldı kafası oynamaya başladı ama dönüp sokamıyor artık.
Halkın sandıkta seçerek iş başına getirdiği hükümetleri indirmek, kendi istedikleri seçilinceye kadar ülkeye kaos yaşatmak bunların birinci ve öncelikli görevleri. Bu sebeple “ durumdan vazife çıkarırlar”
Hukuk değil kendi ideolojilerinin devlete hakim olması kaygısından başka kaygı taşımazlar.. Ülke batmış, itibarı sıfıra düşmüş umurlarında değil.
Son olarak gündeme gelen HSYK nın bir sabah aldığı karar. Özel yetkisi savcıların yetkisini almak ve haklarında soruşturma açmak. Ne var ortada? Ne oldu? Aynı gün Yargıtay savcısının çıkışı, aynı anda Danıştay çıkışı. Bunlar hazırlanmış bir hukuk komplosu. Tek amaç hükümetin elini kolunu bağlamak.
Kendilerine yaklaşan gerçek hukukun önünü tıkamak.
Peki, kim bunlara “ dur diyecek”. Bu milletin tek güvendiği merci ne ordu ne hukuk ne da anayasa. Kendi seçtiği insanlara güveniyor. Parlamentoda bulunan milletvekillerinin tamamı da hangi partiden olursa olsun gerçekten bu millete vekâlet ediyorlarsa bu hassas noktayı iyi görmeleri gerekir. CHP den şahsen beklentim yok. Ergenekon izinin bir adresi de CHP ya çıkar. Zamanla göreceğiz bunu. Hatta eski cumhurbaşkanlarından Demirel, Sezer le de yolarlı çakışır bir özel yetkili savcıların. Hatta şu anda ise CHP genel başkanı ile ilgili ellerinde vesika da var bana göre. Demirel ve Sezer ile ilgili de var. Ama her şeyin sırası var. Kendilerine olan güveni sarsmamaları gerekir. Bu konuda hükümetle el ele vererek yargı reformuna gitmeleri ve sivil anayasa konusunda kendilerinin de katkılarının olmasını beklerdim MHP den. Bu olayları yarın halka anlatamazlar. Üstelik vakti ile aynı komploların kurbanı olmuş bir parti MHP
Ancak MHP den bu konuda yargıya ve hükümete destek gelmesini beklerdim. Tam da zamanı. Hakkında olumsuz etkileri atabilmesi için MHP kurmaylarının bu konuda kurmayca düşünmeleri parti olarak hükümetin yanında yer almaları gerekir. Şunu kesinlikle biliyorum ki MHP nin tabanı da bunu istiyor.
Bakalım zaman ne gösterecek.
Ülkenin görünen manzarası tipik bir Firavun dönemine benziyor.
Ergenekon dava sı açıldığından beri derin devlet, daha doğru ifade ile kendisine devlet süsü vererek karıştırmadık halt bırakmayan devlet içindeki üst düzey bürokrasi sürekli yaygara yaptı. Hukuk baskı altında ..
HSYK nın dün aldığı karar ile bir kere daha gördük ki Hukuk gerçekten baskı altında. Hem de ne baskı. Soruşturmanın ucu kendilerine yaklaştıkça hukuk paçavraya çevrilmeye devam ediyor
Hukuka güvem kalmazmış!
Sevsinler. Hukuka zaten güven kalmadı. Cumhuriyet kurulduğuna ve istiklal mahkemeleri tırpana dönüşmesinden bu yana zaten bu asil milletin hukuka güveni yoktu. Daha doğrusu bu hukuka güvensizliğin temeli devlet adına işlenen hukuk cinayetleri ile iyice sarsılmıştı.
Adnan menderes ve arkadaşları da hukuk şemsiyesi ile asıldı. Adına yasa dendi yargı dendi.
On iki eylülcülerde mahkeme kurdular. Sağdan soldan gençleri ipe gönderdiler adına hukuk dediler.
Yirmi sekiz Şubatta farklı bir hukuk ile binlerce insanı mağdur etti ve o yıllardan bu yana milyonları bulan meslek lisesi mezunların hakkını çiğnedi ama adına hukuk dediler.
Halende ediyorlar. Anlaşılmaz bir kin ve nefretle bu milletin değerlerine saldıran, hakaret eden bu hukuk camiası milletin başında demokrasin kılıcı gibi duruyor. Kim oldukları ne oldukları Millet tarafından bilinmez. Zaten kim ve ne oldukları da belirsiz. Bu dinsiz, milliyetsiz, kişiliksiz, kimliksiz, mezhepsiz ve meşrepsizler güruhu seksen seneden beri bürokrasiyi ellerinde tutuyorlar. Hukukçuda kendilerden general olacaklarda önceden belirli. Prof olacaklarda aynı deliğe işeyenlerden üst düzey bürokrasiye gelecek olanlarda. Hatta siyasi partilerin bile başına istedikleri kişiyi getirmekte mahirdirler. İlk defa rahatları kaçıyor. Kısaca yılanın kuyruğuna iyi basıldı kafası oynamaya başladı ama dönüp sokamıyor artık.
Halkın sandıkta seçerek iş başına getirdiği hükümetleri indirmek, kendi istedikleri seçilinceye kadar ülkeye kaos yaşatmak bunların birinci ve öncelikli görevleri. Bu sebeple “ durumdan vazife çıkarırlar”
Hukuk değil kendi ideolojilerinin devlete hakim olması kaygısından başka kaygı taşımazlar.. Ülke batmış, itibarı sıfıra düşmüş umurlarında değil.
Son olarak gündeme gelen HSYK nın bir sabah aldığı karar. Özel yetkisi savcıların yetkisini almak ve haklarında soruşturma açmak. Ne var ortada? Ne oldu? Aynı gün Yargıtay savcısının çıkışı, aynı anda Danıştay çıkışı. Bunlar hazırlanmış bir hukuk komplosu. Tek amaç hükümetin elini kolunu bağlamak.
Kendilerine yaklaşan gerçek hukukun önünü tıkamak.
Peki, kim bunlara “ dur diyecek”. Bu milletin tek güvendiği merci ne ordu ne hukuk ne da anayasa. Kendi seçtiği insanlara güveniyor. Parlamentoda bulunan milletvekillerinin tamamı da hangi partiden olursa olsun gerçekten bu millete vekâlet ediyorlarsa bu hassas noktayı iyi görmeleri gerekir. CHP den şahsen beklentim yok. Ergenekon izinin bir adresi de CHP ya çıkar. Zamanla göreceğiz bunu. Hatta eski cumhurbaşkanlarından Demirel, Sezer le de yolarlı çakışır bir özel yetkili savcıların. Hatta şu anda ise CHP genel başkanı ile ilgili ellerinde vesika da var bana göre. Demirel ve Sezer ile ilgili de var. Ama her şeyin sırası var. Kendilerine olan güveni sarsmamaları gerekir. Bu konuda hükümetle el ele vererek yargı reformuna gitmeleri ve sivil anayasa konusunda kendilerinin de katkılarının olmasını beklerdim MHP den. Bu olayları yarın halka anlatamazlar. Üstelik vakti ile aynı komploların kurbanı olmuş bir parti MHP
Ancak MHP den bu konuda yargıya ve hükümete destek gelmesini beklerdim. Tam da zamanı. Hakkında olumsuz etkileri atabilmesi için MHP kurmaylarının bu konuda kurmayca düşünmeleri parti olarak hükümetin yanında yer almaları gerekir. Şunu kesinlikle biliyorum ki MHP nin tabanı da bunu istiyor.
Bakalım zaman ne gösterecek.
Ülkenin görünen manzarası tipik bir Firavun dönemine benziyor.
13 Şubat 2010 Cumartesi
Avrupa telefonum
Türkiyeden beni eski telefonumlaarayanlara cevap veremiyorum. Bundan sonra beni arayacakalrın bu numaradan aramalarını rica ederim...004915204612496 Nolu
18 Ocak 2010 Pazartesi
üst siyaset ve fetullah gülen hocefendi
Üst Siyaset Ve Fetullah Hocaefendi
Bana sürekli hoca efendi ile ilgi sorular geliyor.
Hakkında ne diyorsun?
Neden Amerika da vs gibi
Benim çapım buna yetmez demekten dilim kurudu. Ama yinede bizde bir şeyler olduğunu sanan yarenler sormadan edemiyorlar. Son olarak “ mehdi geliyor com “ simli siteden böyle bir soru geldi. Oraya verdiğim cevabı biraz açmak istiyorum.
Fetullah hoca efendiyi seksenli yılların başından beri takip ederim. O dönemde kasetlerde konuşmaları dinlerdik. Doğrusu sahabeyi onunla anladım veya anladığımı sanıyorum. Allah razı olsun. Tarzı üslubu inancının sözlere sirayeti ile hoca efendi dini sevdiren imanı yeşerten bir alim zat. Siyasi manevraya gelince.
Hoca efendi bildiğimiz siyaset yapmıyor.
Bizim alıştığımız veya bize bu zaman kadar alıştırılan Demirel şeklinde şeytani, soysuz, çirkin, basit ve aşağılık siyasettir. Biz bunları gördük. Partiler arası sığ tartışmalar düşük tavırlar bayağı konularda bayağı tavırlar ile devlet adamı olmaktan çok basit aşiret reisleri gibi devlet yönetmeye kalkışan CHP silsilesinde ve mevcutta olan Baykal benzeri sözde siyasetçi adamlar gördük.
Bu sebeple ülkemizdeki partiler arasında, seçimden seçime , iktidar ile muhalefet arasındaki sürtüşmeleri siyaset olarak biliyoruz biz.
Onun neden Amerika da durduğunu bilmek için üst siyaset stratejisini de bilmek gerek. Hicretin anlam ve önemini ve dahi hikmetini bilmek gerek. Buları bilmeden konuşmak süfli mantığı harekete geçirir. Süfli mantık Demirel mantığı ile cevap verir buna. Zaten eleştirenlerde hep aynı mantıkla ve art düşünce ile yorum yapıyorlar. Bu sebeple hoca efendinin dünyayı saran siyasetini anlamak zordur. Sanırım milyonlarca ona gönül veren izinden gitmeye çalışanlarında binde biri hoca efendiyi anlamıyordur. Sadece bir nur görmüşler bunca insan seli o nur izinden koşuyorlar. Bunun adına anlamak denmez.
Burada misali Allaha sığınarak, kâinatın efendisinden, Allahın habibinden vermek istiyorum. Sahabeden kaç kişi Resulullah ’ı anladı? Kaç kişi onun hali ile halleşebildi? Kaç kişi peygamberliğin ulvi noktasını görerek Resulullah’ a saygıda kusur etmezlik etti. Bilemiyorum ama sayılarının fazla olduğunu da sanmıyorum İşte Bu sebeple hoca efendiyi de çok kişinin anladığını ve anlayacağını sanmıyorum.
Üst siyaset nedir?
Ve arkasından akla gelen şu olacaktır.
Üst siyaset bilmek hoca efendiyi anlamaya yeter mi?
Zahiri planda hoca efendiyi kısmen anlamaya yeter. Meselenin batini boyutunu kenarda bırakmayız. Üst siyaset iki boyutun onun şahsında pırıldaması ile mümkündür. Bu anlamda benim bildiğim kadarı ile dünyaya peygamberler hariç üst siyaset uygulayıcısı gelen fazla kimse yok.
Aklıma gelenlerden bazıları; Oğuz kağan, Ertuğrul gazi, Hoca Ahmet Yesevi ve son olarak üst siyaseti uygulayanlardan zahiri planda Recep Tayyip Erdoğan ve on beş seneden beri dünyanın dengesini değiştiren zahiri ve batini planda Fetullah Gülen Hoca efendiyi biliyorum.
Üst siyaset nasıl olur diye sorabilirsiniz.
Benim buna kısaca cevap vermek gibi bir kabiliyetim yok. Ancak Yunus Emre'den tasavvuf âleminin üst siyasetinden örnek verebilirim; “ Ete kemiğe büründüm / Yunus oldum göründüm “
Anlayan anladı herhalde
Bana sürekli hoca efendi ile ilgi sorular geliyor.
Hakkında ne diyorsun?
Neden Amerika da vs gibi
Benim çapım buna yetmez demekten dilim kurudu. Ama yinede bizde bir şeyler olduğunu sanan yarenler sormadan edemiyorlar. Son olarak “ mehdi geliyor com “ simli siteden böyle bir soru geldi. Oraya verdiğim cevabı biraz açmak istiyorum.
Fetullah hoca efendiyi seksenli yılların başından beri takip ederim. O dönemde kasetlerde konuşmaları dinlerdik. Doğrusu sahabeyi onunla anladım veya anladığımı sanıyorum. Allah razı olsun. Tarzı üslubu inancının sözlere sirayeti ile hoca efendi dini sevdiren imanı yeşerten bir alim zat. Siyasi manevraya gelince.
Hoca efendi bildiğimiz siyaset yapmıyor.
Bizim alıştığımız veya bize bu zaman kadar alıştırılan Demirel şeklinde şeytani, soysuz, çirkin, basit ve aşağılık siyasettir. Biz bunları gördük. Partiler arası sığ tartışmalar düşük tavırlar bayağı konularda bayağı tavırlar ile devlet adamı olmaktan çok basit aşiret reisleri gibi devlet yönetmeye kalkışan CHP silsilesinde ve mevcutta olan Baykal benzeri sözde siyasetçi adamlar gördük.
Bu sebeple ülkemizdeki partiler arasında, seçimden seçime , iktidar ile muhalefet arasındaki sürtüşmeleri siyaset olarak biliyoruz biz.
Onun neden Amerika da durduğunu bilmek için üst siyaset stratejisini de bilmek gerek. Hicretin anlam ve önemini ve dahi hikmetini bilmek gerek. Buları bilmeden konuşmak süfli mantığı harekete geçirir. Süfli mantık Demirel mantığı ile cevap verir buna. Zaten eleştirenlerde hep aynı mantıkla ve art düşünce ile yorum yapıyorlar. Bu sebeple hoca efendinin dünyayı saran siyasetini anlamak zordur. Sanırım milyonlarca ona gönül veren izinden gitmeye çalışanlarında binde biri hoca efendiyi anlamıyordur. Sadece bir nur görmüşler bunca insan seli o nur izinden koşuyorlar. Bunun adına anlamak denmez.
Burada misali Allaha sığınarak, kâinatın efendisinden, Allahın habibinden vermek istiyorum. Sahabeden kaç kişi Resulullah ’ı anladı? Kaç kişi onun hali ile halleşebildi? Kaç kişi peygamberliğin ulvi noktasını görerek Resulullah’ a saygıda kusur etmezlik etti. Bilemiyorum ama sayılarının fazla olduğunu da sanmıyorum İşte Bu sebeple hoca efendiyi de çok kişinin anladığını ve anlayacağını sanmıyorum.
Üst siyaset nedir?
Ve arkasından akla gelen şu olacaktır.
Üst siyaset bilmek hoca efendiyi anlamaya yeter mi?
Zahiri planda hoca efendiyi kısmen anlamaya yeter. Meselenin batini boyutunu kenarda bırakmayız. Üst siyaset iki boyutun onun şahsında pırıldaması ile mümkündür. Bu anlamda benim bildiğim kadarı ile dünyaya peygamberler hariç üst siyaset uygulayıcısı gelen fazla kimse yok.
Aklıma gelenlerden bazıları; Oğuz kağan, Ertuğrul gazi, Hoca Ahmet Yesevi ve son olarak üst siyaseti uygulayanlardan zahiri planda Recep Tayyip Erdoğan ve on beş seneden beri dünyanın dengesini değiştiren zahiri ve batini planda Fetullah Gülen Hoca efendiyi biliyorum.
Üst siyaset nasıl olur diye sorabilirsiniz.
Benim buna kısaca cevap vermek gibi bir kabiliyetim yok. Ancak Yunus Emre'den tasavvuf âleminin üst siyasetinden örnek verebilirim; “ Ete kemiğe büründüm / Yunus oldum göründüm “
Anlayan anladı herhalde
30 Aralık 2009 Çarşamba
Devletin Sırrımı? Yoksa Sırrın Devletimi!
Devletin Sırrımı? Yoksa Sırrın Devletimi!
Son zamanlarda kozmik oda tartışması, özel kuvvetler, vs gibi eskiden beri ismini işittiğimiz ama bir türlü hakkında sıhhatli bir bilgi edinemediğimiz bu yapı tartışılıyor. Bir hâkim içeri giriyor ve dokümanları belgeleri veya amiyane tabirler devletin sırlarını inceliyor!
Birçok soru var soru içinde, zaman inceliyor boru içinde. Ve Üstat Necip Fazıl Beyin ifadesi ile” Akıl olmazların zoru içinde “
Peki, anlaşıldı. Hassas bir mesele. Devlet sırrı bu oyuncak değil. Ama merak işte. Burada bir şeyin savcılardan bile gizleyecek kadar “ sır “olmasında kıstas ne?
Başka soru;
Devletin sırları var mı? Varsa neler olabilir? Bilimsel araştırmalarımı yapılıyor orada? Sahtekâr bilim adamlarının göz nuru çalışmalarımı korunuyor burada? İnsanlık adına bilim adına medeniyet adına atılan ciddi adımlar mı gizleniyor burada?
Devlet sırrı kimden korunur? Elbette yabancı ajanlardan ve yerli hainlerden. Peki Amerika tarafından kurulduğu iddia edilen ve yıllarca da Amerika Subayları tarafından eğitildikleri iddia edilen bir birimde nasıl bir devlet sırrı korunur acaba? Bir ülke başbakanının bile haberi olmadığı bir kurumdan Amerika’nın haberi var ise! Burada sırdan söz etmek ne kadar mümkün? Yoksa bu sır sadece bu ülke insanlarına mı karşı korunuyor? Yoksa bu sırlar bu ülkenin parlamentosuna karşımı korunuyor? Öyle ya irtica tahdidi diyerek vatandaşların fişlenmesini bu kurumda yapıyorlarsa bunun başka mantıklı izahı yok. Buradaki devlet sırrı değil, herhalde devlet içindeki “sır devletin” sırlarıdır.
Ayrıca Genelkurmay başkanlığına bağlı bir birimde ne gibi sırlar saklanır? Devletin sırları neden genelkurmay başkanlığında saklanmıyor da, bağlı bir birimde saklanıyor? Başka güvenilecek sağlam yer yok mu? Daha da önemlisi buradaki evrakların sır olduğuna kim karar veriyor? Darbe heveslisi generaller mi?
Başka sorula;
Savcılar neden içeri giremedi? Kim izin vermedi? Neden izi verilmedi? Sanırım savcıya güvenmediler devlet sırlarını? Öyle olmalı ki hâkim tek başına girdi içeri ve inceleme yapıyor. Peki, hâkime neden güveniliyor? Onun farkı ne? Bu “ güven” ortamını kim sağlıyor? Kimler karar veriyor? Filana güvenin, filana güvenmeyin.
Savcı cumhuriyet savcısı değil mi? Taraf olarak düşünürsek, Savcı Cumhuriyet taraftarı değil mi?
Son olarak. Tek başına bir hâkim on binlerce belge içinde ne yapacak? Ali babanın kırk haramiler mağarasında haftalarca durup paraları saydığı gibi herhalde hâkimde haftalarca kozmik odada tek başına ne yapabilirse onu yapacaktır.
Peki, ne olacak dersiniz? Bana kalırsa bir kişini ikna edilmesi daha kolay olacağı için, hiçbir şey olmayacaktır hâkimin elinde.
Göreceğiz birlikte.
“ Üst üste sorular soru içinde/ Akıl olmazların zoru içinde” Necip Fazıl
Son zamanlarda kozmik oda tartışması, özel kuvvetler, vs gibi eskiden beri ismini işittiğimiz ama bir türlü hakkında sıhhatli bir bilgi edinemediğimiz bu yapı tartışılıyor. Bir hâkim içeri giriyor ve dokümanları belgeleri veya amiyane tabirler devletin sırlarını inceliyor!
Birçok soru var soru içinde, zaman inceliyor boru içinde. Ve Üstat Necip Fazıl Beyin ifadesi ile” Akıl olmazların zoru içinde “
Peki, anlaşıldı. Hassas bir mesele. Devlet sırrı bu oyuncak değil. Ama merak işte. Burada bir şeyin savcılardan bile gizleyecek kadar “ sır “olmasında kıstas ne?
Başka soru;
Devletin sırları var mı? Varsa neler olabilir? Bilimsel araştırmalarımı yapılıyor orada? Sahtekâr bilim adamlarının göz nuru çalışmalarımı korunuyor burada? İnsanlık adına bilim adına medeniyet adına atılan ciddi adımlar mı gizleniyor burada?
Devlet sırrı kimden korunur? Elbette yabancı ajanlardan ve yerli hainlerden. Peki Amerika tarafından kurulduğu iddia edilen ve yıllarca da Amerika Subayları tarafından eğitildikleri iddia edilen bir birimde nasıl bir devlet sırrı korunur acaba? Bir ülke başbakanının bile haberi olmadığı bir kurumdan Amerika’nın haberi var ise! Burada sırdan söz etmek ne kadar mümkün? Yoksa bu sır sadece bu ülke insanlarına mı karşı korunuyor? Yoksa bu sırlar bu ülkenin parlamentosuna karşımı korunuyor? Öyle ya irtica tahdidi diyerek vatandaşların fişlenmesini bu kurumda yapıyorlarsa bunun başka mantıklı izahı yok. Buradaki devlet sırrı değil, herhalde devlet içindeki “sır devletin” sırlarıdır.
Ayrıca Genelkurmay başkanlığına bağlı bir birimde ne gibi sırlar saklanır? Devletin sırları neden genelkurmay başkanlığında saklanmıyor da, bağlı bir birimde saklanıyor? Başka güvenilecek sağlam yer yok mu? Daha da önemlisi buradaki evrakların sır olduğuna kim karar veriyor? Darbe heveslisi generaller mi?
Başka sorula;
Savcılar neden içeri giremedi? Kim izin vermedi? Neden izi verilmedi? Sanırım savcıya güvenmediler devlet sırlarını? Öyle olmalı ki hâkim tek başına girdi içeri ve inceleme yapıyor. Peki, hâkime neden güveniliyor? Onun farkı ne? Bu “ güven” ortamını kim sağlıyor? Kimler karar veriyor? Filana güvenin, filana güvenmeyin.
Savcı cumhuriyet savcısı değil mi? Taraf olarak düşünürsek, Savcı Cumhuriyet taraftarı değil mi?
Son olarak. Tek başına bir hâkim on binlerce belge içinde ne yapacak? Ali babanın kırk haramiler mağarasında haftalarca durup paraları saydığı gibi herhalde hâkimde haftalarca kozmik odada tek başına ne yapabilirse onu yapacaktır.
Peki, ne olacak dersiniz? Bana kalırsa bir kişini ikna edilmesi daha kolay olacağı için, hiçbir şey olmayacaktır hâkimin elinde.
Göreceğiz birlikte.
“ Üst üste sorular soru içinde/ Akıl olmazların zoru içinde” Necip Fazıl
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
